Giriş

317 görüntülenme

Garaib Haftası “1.Gün”

Umut

“Kampüs Ahalisinin Nazarıdikkatine: İlk imtihanların nihayete ermesiyle beraber Garaib Haftası resmen başlamış bulunmaktadır. Etrafınızdaki muhtemel delilik hallerine karşı dikkatli olunuz. Kütüphaneden gelen fısıltılara kanmayınız, güneş battıktan sonra koridorlarda tek başınıza avarelik etmeyiniz ve kendi kendine Latince mırıldanarak asabi kahkahalar atan kişileri de derhal Sağlık Merkezine bildiriniz. Şenlik ışıklarına kavuşmadan önceki bu son haftada tuhaf kararlar alma hatasına düşmeyiniz Akbabalar.”

AKBABA BÜLTEN Gureba Haftası İlanı 1951

14 Kasım Cumartesi 17:58

Angora Üniversitesi’nin habis bir varlığın gözleriyle izlendiğini düşünenlerin sayısı hiç de az değildi. Ancak taşrada doğan Umut oldum olası makul bir adamdı. Batıl inançları olsa bile dünyayı kötü yapanın toprağı mesken tutmuş huzursuz ruhlar değil de yanlarında yürüyen kanlı canlı insanlar olduğunu pek iyi biliyor, o yüzden de okulun soğuk duvarlarından, çığlık atan yankılarından ve onu izleyen gölgelerinden hiç ama hiç korkmuyordu. Ama bu akşam diğer cumartesi akşamlarından farklıydı. Bir kere ilk vizeler dün bitmiş ve cinnet haftası olarak da bilinen Garaib Haftası başlamıştı. Kampüsün arazisine coşkun, açgözlü bir heyecan hakimdi. Okulun gösterişli karmaşası, etraflarında gürüldeyen bir nabız gibi atıyor, onları aç gözlü bir iblis gibi, maça, Akbabaların sofrasına çağırıyordu.

Soyunma odasının derin sessizliğine girdiğinde Umut çoktan ter içinde kalmış yalpalıyordu. Sebebi yarının getireceklerinden korkması mı, yoksa maça geç kaldığı için yaşadığı panik miydi bilmiyordu.

“O halde ben de elimde kalemle, çam ağaçlarının arasında, rüzgarın altında yalnız başıma oturmaya geri döneyim.*”diye mırıldandı Umut. Olur olmadık anlarda şiirlerden alıntı yapmayı ve herkesi çileden çıkaracak kadar didaktik bir şekilde konuşmayı çok seviyordu. Aslında bu onu bir parça rahatlatıyor bile denebilirdi. Hatta ona göre bitmemiş şiirler şansızlık getirirdi ama dürüst olacaksak bu Umut’un sevdiği bir bahaneydi o kadar.

Bugün de o tekinsiz günlerden biriydi. Umut en olmayacak şekilde, en olmayacak şiirleri düşünüyor ve elleri ayakları birbirine dolanmış halde öylece dikiliyordu. Soyunma odasının beyaz ışıkları tepesinde göz kırpıştırdığında kendine gelen Umut hızla dolabına yöneldi. Kilidini açarken ellerinin titrediğini fark etti.

Akif koç onu öldürecekti. Telefonunun ekranı durmadan yanıp sönüyor, ona yüzleşmesi gereken insanları hatırlatıyordu.

Sorumluluklar omuzlarına bastırdığında Umut derin bir nefes aldı.

Yorgundu. Hem de çok. Zihni ona ait olmayan kıyametlerle ağzına kadar dolmuştu. Her gün başka birinin cehenneminde yürüyordu.

Yine de durmadı, çünkü duracak vakit yoktu. Önce malzemelerini giydi. Ardından da siyah formasını üzerine geçirdi. 24 numara.

Çocukça bir inançla her şeyin iyi olacağını düşündü. Korkunç bedeller ya da izbe yerlerde onları bekleyen canavarlar yokmuş gibi yaptı. Annesi ona üniversiteye gitmeden önce bahçelerindeki çınar ağacını göstermiş; fırtınada bile dallarını hiç eğmedi demişti. Sen de dimdik git, dimdik gel.

O günü ve hayallerindeki üniversiteyi kazanmanın getirdiği heyecanı hatırlayınca gözleri dolan Umut başının döndüğünü hissetti. Sızlayan burnun kemerini sıktı ve omuzlarını dikleştirdi. Annesine söz verdiği gibi rüzgarın onu hırpalamasına izin vermeyecekti. Ne yapacaksa kimse için bükülmeden, eğilmeden ve kendi inandığı doğrular uğruna yapacaktı. Ama başkalarının kıyametinin çaresizliği Umut’un içine sığdıramadığı kadar büyük bir duyguydu ve selleri de sürekli taşarak oğlanı boğmakla tehdit ediyordu.

Yutkundu ve dolabının arka kapağına asılı olan küçük aynadan yüzündeki kocaman morluklara ve kabuk bağlamaya başlayan yaralarına baktı. Gerçekten de hissettiği kadar bitkin gözüküyordu. Gözlerinin altı şişmiş, bir kaşı da yarılmıştı. Telefonu karanlık dolabının içinde tekrar tekrar yanıp sönerken soyunma odasının kapısı gıcırdayarak açıldı. Umut aynadan geleni gördü ve şaşkınlıkla gülümsedi. Hızla dolabını kilitleyip kapıya doğru dönerken mırıldandı ve; “Sonuçta, sıranız geçti ve benim sıram da yakında bitecek, sonra benden sonra, bir başkası buraya oturacak.*”diye başladığı şiiri tamamladı.

Bilirsiniz işte, sadece şans için.

Yorumlar

0/2000